Küçücük ve masumken ne de güzelmiş bu hayat...
Saf ve temizken bir sorumluluğun yokken o gözlerle yaşama bakmak ne de anlamlıymış?
Takvimlerden birer birer yapraklar eksilirken sen büyüyormuşsun her şeyden habersizce...
Hayatına gelip yerleşenler sormuyorlarmış hiç sana ...
Bir kavgadır gidiyormuş yaşam...
Her şeyin tadından bakacakmışsın şart buymuş...
İstenmeyen çizgiler çıkacakmış yüzünde; ağrıyacakmış o dizler yıllardan sonra , aklaşacakmış saçlar ve en sonunda düşecekmişsin yatağa oyunun bir kuralı da buymuş...
Yana yakıla ağlamakta varmış, gülüp geçmekte...
Korkudan her şeyi unutmak, dakikaların ömür sayılacağı vakitler de gelecekmiş...
Canın kadar sevdiklerin bile bir gün bırakacakmış...
Mevsimlerden yazken, kışı da yaşayacakmışsın...
Bazıları boncuk boncuk terlerken, sen tir tir titreyecekmişsin...
Her istediğin olmayacakmış...
Kimse kimseye acımazmış bir de...
Keşkilerin olacakmış, bir dahası olamayacakmış bazılarının...
Yarım kalacakmış tutkuların, vakit istikbal vazgeçecekmişsin...
Bazen de inadına savaşmak varmış...
Sevecekmişsin daha ötesi de olamayacakmış...
Hayata mağlup düşecekmişsin bazen, dizlerinin üstüne yıkılıp düş kırıklıkların olacakmış...
Tutup sayacakmışsın sonsuzdan geri, uyuya kalacakmışsın.
Ruhun gidecekmiş uzaklara ve bitiremeyecekmiş kimseler saymayı...
İmkânsızlıklar tek tek gösterecekmiş yüzlerini sana...
Küsecekmişsin gecelere, gecelerde gündüzlere...
Nedensiz ağlatıyorlarmış seni...
Susup içine atarmışsın her şeyi de kimseler bilmezmiş, yüzün gülerken ne de çok kırgınlıkların varmış...
Soramıyormuşsun suçlulara, seni böylesine ağlatanlara, tüketip bitirenlere soramıyormuşsun işte? Sadece kâğıtlarmış arkadaşın...
Kâğıtlara soruyormuşsun sadece verin gözyaşlarımın hesabını diye...


Alıntı